Моя статья в турецком СМИ. Русский перевод будет у меня в ленте.
Avraham Şmuleviç: Budapeşte’deki Değişim Tiflis’i ve Güney Kafkasya’yı Nasıl Sarsabilir?
Orban Sonrası Gürcistan: Budapeşte’deki Değişim Tiflis’i ve Güney Kafkasya’yı Nasıl Sarsabilir?
Macaristan’daki 12 Nisan seçimleri yalnızca Viktor Orban’ın 16 yıllık iktidarını sona erdirmedi. Bu sonuç aynı zamanda Gürcistan siyasetinde ve daha geniş anlamda Güney Kafkasya’da zincirleme etkiler yaratabilecek yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Péter Magyar’ın ezici zaferi, Tiflis’te iktidardaki “Gürcü Rüyası” için Avrupa Birliği içindeki en güvenilir diplomatik koruma hattının zayıflaması anlamına geliyor. Gürcü Rüyası yönetimi, AB içindeki en istikrarlı siyasi koruma hattını kaybetmiş görünüyor.
Son iki yıl boyunca Budapeşte, Gürcü Rüyası yönetimi için yalnızca dost bir Avrupa başkenti değil, fiilen stratejik bir siyasi kalkan işlevi gördü. Özellikle AB yaptırımları, hedefli kişisel önlemler ve demokratik gerilemeye yönelik ortak Avrupa baskısı söz konusu olduğunda Macaristan’ın veto kapasitesi Tiflis yönetimine ciddi manevra alanı sağladı. Bu nedenle Orban sonrası dönemin en önemli sonucu, Gürcistan’ın Avrupa ile ilişkilerinde psikolojik ve diplomatik dengenin değişmesidir. Budapeşte hattının zayıflaması, Brüksel’in Gürcü Rüyası üzerindeki baskısını artırabilir. Avrupa Birliği’nin Gürcistan dosyasında daha sert ve daha uyumlu hareket etme kapasitesi artık daha yüksektir.
Bu gelişme yalnızca hükümet için değil, aynı zamanda dağınık muhalefet için de moral ve stratejik enerji üretmektedir. Macaristan’daki sonuç, Gürcü muhalefeti için yalnızca dış destek kaybı değil, aynı zamanda otoriter sürekliliğin kırılabileceğine dair psikolojik bir direnç modeli yarattı. Bu, Gürcistan iç siyasetinde Avrupa yanlısı çevrelerin özgüvenini artıran sembolik bir eşik işlevi görebilir.
Ancak mesele yalnızca Gürcistan’ın iç siyaseti değildir. Budapeşte-Tiflis hattındaki bu zayıflama, Güney Kafkasya’daki Avrupa kapasitesini de doğrudan etkileyebilir. Özellikle Gürcistan’ın Avrupa entegrasyon süreci, Karadeniz güvenliği, enerji geçiş hatları, BTC ve Baku-Tbilisi-Kars bağlantıları ile Orta Koridor açısından Macaristan’ın artık daha uyumlu bir AB çizgisine dönmesi, bölgesel denklemi değiştirebilir. Avrupa’nın Güney Kafkasya’daki etkisi artık yalnızca diplomatik değil, koridorlar ve güvenlik mimarisi açısından da yeniden tanımlanıyor.
Türkiye açısından bakıldığında bu gelişme daha da önemlidir. Ankara, Gürcistan’ı yalnızca komşu bir ülke olarak değil, Azerbaycan, Orta Asya ve Hazar bağlantısının kilit halkası olarak görmektedir. Eğer Budapeşte’nin AB içindeki veto kalkanı ortadan kalkar ve Tiflis üzerindeki Avrupa baskısı artarsa, bu durum Gürcistan’ın dış politika yönelimini yeniden hızlandırabilir. Böyle bir senaryo Türkiye’nin Orta Koridor, enerji güvenliği, Karadeniz güvenliği ve Güney Kafkasya’daki stratejik hesaplarını doğrudan etkiler.
Bu değişim aynı zamanda Azerbaycan açısından da kritik önem taşımaktadır. İran çevresindeki savaş ve kriz, Bakü’nün İran üzerinden alternatif bağlantılara duyduğu güveni azaltırken, Türkiye ve Gürcistan üzerinden ilerleyen hatların stratejik değerini artırmaktadır. Son analizler, Aras hattı ve İran üzerinden geçen bağlantıların cazibesinin düştüğünü, buna karşılık TRIPP, Güney Gaz Koridoru ve Bakü-Tiflis-Ankara ekseninin önem kazandığını gösteriyor. Özellikle Gürcistan’ın Avrupa ile yeniden hizalanması hızlanırsa, Bakü-Tiflis-Ankara ekseninin Avrupa ile ilişkilerinde hem yeni fırsatlar hem de yeni kırılganlıklar ortaya çıkabilir.
Burada daha derin bir stratejik sonuç da vardır. İran çevresindeki savaşın Güney Kafkasya üzerindeki etkileri artık teorik değil, fiilidir. Bölgenin tamamı yeni bir güç mimarisine doğru itiliyor. İran’ın zayıflaması, yalnızca Tahran’ın değil, aynı zamanda bölgedeki geleneksel baskı ve dengeleme araçlarının da aşınması anlamına gelebilir. Bu da Türkiye, Azerbaycan ve kısmen Avrupa için yeni alanlar açarken, aynı zamanda daha fazla rekabet ve daha fazla belirsizlik üretir.
Elbette Péter Magyar Gürcistan ile iyi ilişkileri sürdürmek isteyebilir. Ancak bu, Orban dönemindeki koşulsuz siyasi koruma modelinin devam edeceği anlamına gelmez. Tam tersine, Macaristan’ın daha kurumsal ve Brüksel’le uyumlu bir çizgiye dönmesi, Tiflis açısından Avrupa içinde çok daha zor bir diplomatik ortam yaratabilir. Ayrıca bu değişim Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesi, Karadeniz güvenliği ve Güney Kafkasya’daki AB angajmanının genel yönü üzerinde de dolaylı etki üretebilir.
Sonuç olarak Budapeşte’deki iktidar değişimi Gürcistan için yalnızca uzak bir Avrupa haberi değildir. Bu gelişme, Tiflis’in Avrupa ile güç dengesini, muhalefetin psikolojik momentumunu, Güney Kafkasya’daki AB kapasitesini, Karadeniz güvenliğini, Azerbaycan’ın enerji ve transit hesaplarını ve Türkiye’nin bölgesel stratejik manevra alanını etkileyebilecek çok katmanlı bir jeopolitik kırılmadır.
Kısacası, Orban’ın yenilgisi yalnızca Macaristan’da bir dönemi kapatmadı; Gürcistan’da Avrupa ile yeniden hizalanma sürecini hızlandırırken, Güney Kafkasya’da Bakü-Tiflis-Ankara ekseninden Brüksel’e uzanan daha geniş bir stratejik yeniden dengeleme döneminin kapısını araladı.
Sonuç olarak Budapeşte’deki iktidar değişimi Gürcistan için yalnızca uzak bir Avrupa haberi değildir. Bu gelişme, Tiflis’in Avrupa ile güç dengesini, muhalefetin psikolojik momentumunu, Güney Kafkasya’daki AB kapasitesini, Karadeniz güvenliğini, Azerbaycan’ın enerji ve transit hesaplarını ve Türkiye’nin bölgesel stratejik manevra alanını etkileyebilecek çok katmanlı bir jeopolitik kırılmadır.
Kısacası, Orban’ın yenilgisi yalnızca Macaristan’da bir dönemi kapatmadı; Gürcistan’da Avrupa ile yeniden hizalanma sürecini hızlandırırken, Güney Kafkasya’da Bakü-Tiflis-Ankara ekseninden Brüksel’e uzanan daha geniş bir stratejik yeniden dengeleme döneminin kapısını araladı.
Avraham Şmuleviç (İsrailli tarihçi ve siyaset analisti)
